Su Kaynaklarındaki Kirleticilerin Tanımlanması
Su Kaynaklarındaki Kirleticilerin Tanımlanması
Su kaynakları kirleticileri niteliksel, niceliksel ve spesifik kirleticiler olarak ayrılabilmektedir. Aşağıda bu kirleticilerden kısaca bahsedilmiştir.
Niteliksel ve niceliksel kirleticiler
Niteliksel tanımlama genellikle suyun görünüm veya estetik karakteristiklerini belirtmek için kullanılmaktadır. Bunlar, bulanıklık, tat ve koku, renk olarak özetlenebilir. Suyun kalitesini etkileyen temel niceliksel analizler ise pH, toplam katılar, iletkenlik ve mikrobiyolojik kirliliklerdir. [1]
Bulanıklık, suyun bulanık görünmesine neden olan askıda katı maddelerden kaynaklanmaktadır. Genellikle küçük boyuttaki partiküller çabuk çökmeyi engellemekte ve bulanıklığın giderilmesi için suyun arıtılması gerekmektedir. Askıda katı maddeler ise gravimetrik analizler ile belirlenmekte ve mg/l veya ppm olarak tanımlanmaktadır.
Diğer bir niteliksel parametre olan tat, suda zararlı bir kirliliğin belirtisi olabilmektedir. Ama, kesin böyle bir kirlilik olduğu konusunda bilgi veremez. Koku ise zararlı bir kirliliğin önceden belirlenmesi açısından önemlidir. Kokunun diğer bir etkisi ise suyun estetik kalitesini bozmasıdır. [2]
Suda renk, en çok organik madde tarafından oluşturulmakta, bundan başka metal iyonları da suya renk vermektedir. Eğer sağlığa zarar verecek bir maddeden kaynaklanan bir renk kirliliği değilse, renk sadece estetik bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. [1]
pH, suyun asidik veya bazikliği konusunda bir fikir vermektedir. pH değerinin koagülasyon, klorlama, yumuşatma gibi bir çok arıtma prosesine etkisi vardır. Ayrıca, sudaki bileşik ve iyonların çökelme potansiyelini etkilemektedir.[2]
Spesifik kirleticiler
Doğal su kaynaklarında en çok rastlanan spesifik kirletciler aşağıda anlatılmıştır.
Sertlik: Suda kalsiyum ve magnezyum iyonlarının varlığı sertlik olarak tanımlanmaktadır. Sertliğin suda istenmeyişinin başlıca sebebi suyun tadını bozması, sabunun köpürmesini engellemesi ve su hatlarında çökelti oluşturmasıdır. Birçok klinik raporda ise, suyun sertliği ile kalp hastalıkları arasında bir ilişki bulunduğu belirtilmektedir. [4]
Demir: Yerkabuğunun %5`ini oluşturan demir, yaygın bir su kirleticisidir. Değerlik değiştirebildiği için giderilmesi zordur. Suda çözünmüş olan +2 değerlikli formundan, suda çözünmeyen +3 değerlikli formuna geçebilir.[2] Demiri enerji kaynağı gibi kullanan bakteri türleri demiri indirgemekte ve paslı, jelatinimsi bir çamur oluşturarak su borusunu tıkamaktadır. Demir, membranlara zarar verdiği için ters ozmos gibi membran proseslerde istenmemektedir. İçme suyunda demirin 0,3 mg/l konsantrasyona kadar tadı fark edilmez. İnsan biyolojisi için gerekli bir elementtir ve 1-3 mg/l arasında içme suyunda bulunabilmektedir. Vücutta birikim yaparak zararlı hale gelebileceği maksimum müsaade edilebilir değerine (3 mg/l) kadar suda bulunması zaten tat açısından istenmediği için içme sularında sağlık açısından problem yaratan bir parametre olduğu söylenemez.[3]
Mangan: Mangan, demir gibi davrandığı halde çok düşük konsantrasyonlarda su sistemi problemlerine neden olabilmektedir. Ancak mangan, demir kadar çok rastlanan bir su kirleticisi değildir. Mangan koyu, neredeyse siyah bir çökelti oluşturmaktadır. Mangan da demir gibi membranlara zarar veren bir parametredir.[2] İnsan vücudu için gerekli olmakla birlikte fazlası nörolojik rahatsızlıklara neden olabilmektedir. O nedenle mangana içme suyunda en fazla 0.05 mg/l değerine kadar müsaade edilmektedir.[3]
Klor: Çözeltilerde, klor gazı çözünmekte ve su ile reaksiyona girerek hipoklorit anyonu ve hipoklorik asidini oluşturmaktadır. Nötr pH değerinde, tüm klor daha güçlü oksidasyon formu olan hipoklorit anyonu formunda olmaktadır. pH değeri 7`nin altında ise hipoklorik asit dominanttır ve çok daha iyi dezenfektan özelliği taşımaktadır. Klorun tat ve koku yapma problemi vardır. Klor aynı zamanda bazı organik maddeler ile reaksiyona girerek kanserojenik maddeler olan trihalometan (THM) bileşiklerini oluşturmaktadır.[2]
Sülfat: Sülfatın suda bulunması çok yaygındır. Düşük seviyelerde sülfat sadece özel proseslerde problem yaratmaktadır. Yüksek seviyelerde ise, acı bir tat oluşturmakta ve laksatif etki yapmaktadır. Çoğu iki değerlikli metal-sülfat tuzları çözünmemekte ve düşük konsantrasyonda çökmektedir.[2] Sülfatın içme suyundaki fazlalığı da ishale sebep olabilmektedir. Şiddetli ishal ile su kaybının meydana gelmesi, özellikle bebeklerde ve çocuklarda ölüm ile sonuçlanabilmektedir.[4]
Nitrat-Nitrit: Nitrat veya nitrit, doğada da bulunmakla beraber varlıkları insan tarafından oluşturulan bir kirlilik olarak kabul edilmektedir. Nitratın en yaygın kaynakları hayvan atıkları, kanalizasyon, endüstriyel kimyasallar ve gübrelerdir. Suda nitritin bulunması ise kirlenmiş bir suyun kaynağa ulaşması veya oksidasyon şartlarının bulunmayışı ile ilgili olmaktadır.[2] Nitrat, özellikle bebeklerde methaemoglobinaemia hastalığına, yani mavi bebek sendromuna sebep olmaktadır. Nitrat, bebeklerin midesinde nitrite indirgenmekte ve nitrit, hemoglobini okside edip methaemoglobine çevirerek gerekli oksijenin taşınmasının engellenmesine neden olmaktadır. Çok ileri durumlarda ölüm söz konusu olmaktadır. [3]
Sodyum: Sodyum iyonu suya sodyum klorür, sodyum karbonat, sodyum nitrat ve sodyum sülfat gibi tuzların çözünmesi ile girmektedir. Bundan başka reçine ile yumuşatma prosesinde suya karışmaktadır. Yüksek konsantrasyonlarında, kan basıncını yükselterek hipertansiyonunun ortaya çıkmasına neden olmakta ve 200 mg/l’nin üzerinde suyun tadını bozmaktadır. [3,5]
Potasyum: Potasyum çoğunlukla klorür ile bileşik halinde bulunmakta ve sodyum klorür kadar yaygın bulunmasa da benzer özellikleri taşımaktadr. Potasyum klorür, sadece çok su temini istendiğinde problem olmaktadır.[2]
Florür: Florür doğal olarak topraktan gelmektedir. Dental açıdan gerekli seviyede florür konsantrasyonuna sahip olmayan içme sularında bazen dağıtım sistemlerine florür eklenmektedir. Genelde olması istenen miktar, 0,5-1,5 mg/l’dir. [6]
Silika: Doğadan temin edilen her su bir miktar silika içermektedir. Silikanın yarattığı problemler arasında kabuklaşma, camlaşma ve çökelme sayılabilmektedir. Silika, çöküp kabuklaşan birçok tuzun tersine yüksek pH değerlerinde daha fazla çözünmektedir. Silika kabuklaşmasını gidermek zordur. Genellikle iyonik veya kolloidal formda bulunmaktadır. Doğal sularda üç formun bileşimi halinde bulunmaktadır: reaktif (iyonik), nonreaktif (kolloidal) ve partiküler. Koloidal silika, ters osmoz gibi filtrasyon sistemlerinin verimlerini düşürmektedir. [2]
Fosfat: Fosfat suya, fosfatın yaygın bulunduğu gübrelerin üzerinden yüzey akısı ile veya deterjanlardan gelmektedir. Fosfat aynı zamanda suya, organik enkazların bozunmasından ulaşmaktadır. Çok saf su istenmediği sürece suda, önemli bir problem teşkil etmemektedir. [2]
Baryum: Baryum, kayalardan yeraltı ve yüzeysel sularına geçmektedir. Endüstriyel olarak da çeşitli faaliyetler sonucunda ortama verilmektedir. Kronik olarak baryuma maruz kalma hipertansiyona neden olmaktadır. Bu nedenle, içme suyunda müsaade edilir değeri 0,7 mg/l’dir. [3,4]
Arsenik: Arsenik içeren kayaların parçalanması sonucu arsenik ortama karışmaktadır. Bundan başka, bazı maden cevherlerinin erimesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Arsenik yediğimiz ürünlerden vücudumuza gelebilmektedir ve kanserojendir. Deri, mesane, akciğer kanseri ve damar ve kalp hastalıklarına sebep olmaktadır. İçme suyunda en fazla 0,01 mg/l değerine kadar müsaade edilmektedir. [3,7]
